Hatıralarımdan Anılarına David Koma
Yıllar önce Londra’da, okul bitirme projesi kapsamında gerçekleşen bir defilede ELLE Türkiye olarak izleyip, “geleceğin dikkat çekici tasarımcılarından biri” diye işaret ettiğimiz David Koma, bugün kendi imzası haline gelen heykelsi formlarını Blumarine’in romantik ama Rock’n’Roll ruhuyla buluşturuyor. Aradan geçen yılların ardından onunla röportaj yapma piyangosu da bana vurdu. Birlikte keyifle markanın dönüşümünü, koleksiyonlarının karanlık cazibesini ve İstanbul’un ilham veren ikiliklerini konuştuk.


Röportaj: Aslı Asil
Londra merkezli Gürcü tasarımcı David Koma, daha Central Saint Martins’teki mezuniyet koleksiyonuyla moda dünyasının radarına giren ve kısa sürede güçlü feminenlik anlayışı ve kırmızı halıda yarattığı iddialı görünümlerle kendi imzasını oluşturan isimlerden. Bugün ise bu keskin estetiğini Blumarine’in baştan çıkarıcı DNA’sıyla buluşturarak markaya çağdaş bir yön veriyor.

Blumarine’in kreatif direktörü olarak markanın arşivlerine ilk kez girdiğinizde, sizi en çok şaşırtan ya da ilham veren ne oldu?
Beni en çok etkileyen şey, arşivin derinliği ve işçilik seviyesi oldu. Nakışlar, trikolar, detaylara gösterilen özen… Pek çok parça bugün bile son derece modern hissettiriyor. Aynı zamanda markanın duygusal tutarlılığı da bana çok ilham verdi: romantizm, duyusallık, hafiflik. Bu, kendi bakış açımdan yeniden yorumlayabileceğim çok net bir temel sundu.
Tasarımlarınız her zaman heykelsi siluetler ve güçlü bir feminenlik anlayışıyla öne çıktı. Tasarım diliniz, Blumarine’in geleneksel romantik ve duyusal DNA’sıyla nasıl bir diyalog kuruyor?
Blumarine’in romantik ve duyusal kimliği zaten benim yaklaşımımla doğal bir şekilde örtüşüyor. Ben bu kodlara daha heykelsi bir disiplin getiriyorum; yani yapı, duyusallığı bastırmak yerine onu güçlendiriyor. Bu diyalog da denge üzerinden kuruluyor: yumuşaklık ve netlik, duygu ve kontrol arasında.

İlkbahar/Yaz 2026 koleksiyonu, feminenliğe modern ve güçlü bir yorum getiriyor. Bu sezon Blumarine kadınının ruhunu nasıl tanımlarsınız?
Bu sezon Blumarine kadını bilinçli bir ikiliği temsil ediyor. Romantik ama kırılgan değil; duyusal ama kontrolü elinde tutuyor. Koleksiyon, hafiflik ve derinliğin, tatlılık ve yoğunluğun bir arada var olduğu bir tür karanlık romantizmi araştırıyor.
Kelebek ve yusufçuk sembolleri üzerinden, zarafet ile keskinlik arasındaki bu dengeyi ifade ediyoruz. Çok katmanlı, duygusal olarak farkında ve kendi zıtlıkları içinde güçlü bir kadın. Zarafet ve gücü aynı anda sahiplenen modern bir feminenlik anlayışı.
SS26’da transparan katmanlar, kristal işlemeler ve adeta ikinci bir ten gibi oturan görünümler dikkat çekiyor. Sizi en zorlayan ya da heyecanlandıran parça hangisiydi?
Vücuda ikinci bir ten gibi oturan siluetler benim için her zaman özellikle heyecan verici oluyor çünkü çok büyük bir hassasiyet gerektiriyorlar. Vücuda bu kadar yakın çalışırken, her bir konstrüksiyon detayı önem kazanıyor.
Provalar bu noktada belirleyici hale geliyor; giysi, kısıtlayıcı değil de doğal, güçlendirici ve zahmetsiz hissettirene kadar ince ayar yapılıyor.
Blumarine uzun zamandır romantizm ve duyusallıkla öz- deşleşen bir marka. Bu kodları bugünün kadınları için nasıl yeniden yorumluyorsunuz?
Bu kodları disiplin ve oran üzerinden yeniden yorumluyorum; duygusal özlerini korurken onlara daha fazla netlik ve çağdaşlık kazandırıyorum. Duyusallık daha özgüvenli bir hale geliyor. Artık süsleme odaklı değil, daha çok kendinden emin bir tavırla ilgili.
FW26 daha karanlık ve dramatik bir enerji taşıyor. Bu koleksiyonun ana ilham kaynağı neydi?
FW26, İtalyan ihtişamının bir güç biçimi olarak okunan “diva” fikrinden ilham alıyor. Onun ikiliğini sert ama yumuşak, vahşi ama kırılgan daha karanlık ve teatral bir bakışla keşfetmek istedim. Markanın fotoğrafik mirasına, özellikle de Helmut Newton ile olan işbirliklerine yeniden döndüm; ayrıca Venedik’e bir metafor olarak baktım: barok, sinematik, gösterişli.

FW26’yı tanımlayan üç temel materyal seçmeniz gerekse, bunlar hangileri olurdu?
Chantilly dantel, crêpe caddy ve lamé derdim. Chantilly dantel, markanın romantik mirasını temsil ediyor; ancak FW26’da bu dantel daha karanlık ve daha dramatik bir biçimde yorumlanıyor. Crêpe caddy yapı ve netlik sağlıyor; heykelsi siluetler ve koleksiyondaki kontrollü tavır için vaz- geçilmez. Lamé ise ışık ve ihtişam katıyor; divanın operatik, barok ruhunu güçlendiriyor.
Blumarine’in güçlü bir Y2K mirası var. Sizce korunması gereken şey ne, yeniden yorumladığınız şey ne?
Korunması gereken esas şey ruhu: oyunculuk, duyusallık ve özgürlük hissi. Benim yeniden yorumladığım kısım ise bunun uygulanış biçimi. Oranları rafine ediyor, bedene daha fazla netlik kazandırıyorum.
Kariyerinizi Londra’da inşa ettiniz. Peki Milano’da çalışmak sizi nasıl etkiledi?
Milano’da çalışmak benim için çok besleyici oldu. İtalya olağanüstü bir kültürel derinlik sunuyor: sanat, mimari, sinema, işçilik… İlham gerçekten her yerden gelebiliyor. Aynı zamanda yaratıcı ortamın son derece açık ve kapsayıcı olduğunu gördüm. Londra’nın enerjisiyle Milano’nun kültürel zenginliği arasındaki diyalog benim için çok ilham verici oldu.
Pek çok unutulmaz kırmızı halı anına imza attınız. Blumarine için ihtişamı nasıl tanımlıyorsunuz?
Blumarine’de ihtişamın duygusal ve feminen hissettirmesi gerektiğini düşünüyorum. Benim ilgimi çeken şey kontrollü ihtişam; fotoğrafta çok güçlü duran ama vücutta zahmetsiz hissettiren parçalar. Etki ile samimiyet arasındaki uyumla ilgili.

Trendlere mi cevap veriyorsunuz, yoksa sizi daha çok fikirler ve duygular mı yönlendiriyor?
Duygu her zaman önce gelir. Araştırma ve kültürel referanslar sezgiye derinlik kazandırır. Zaman içinde tutarlı bir görsel dil geliştirmek, anlık olana kapılmaktan çok daha önemli.
İnsanların markada en çok fark etmesini istediğiniz dönüşüm nedir?
Kimliğin güçlenmesi. İnsanların Blumarine’in daha net, daha keskin bir ifadesini görmesini istiyorum hâlâ romantik ve duyusal ama daha heykelsi, daha mimari.
Blumarine kadınını İstanbul’da nasıl hayal ediyorsunuz?
Onu özgüvenli ve zarif hayal ediyorum. İstanbul zıtlıklar şehri: tarihi ve modern, Doğu ve Batı. Bu ikilik, yapı ile yumuşaklık arasında kurmaya çalıştığım dengeyle çok güzel örtüşüyor.
Kültürel kesişim noktaları modanın geleceği için ne kadar önemli?
Son derece önemli. Moda, alışveriş ve etkileşim üzerinden büyür. Kültürel kesişimler yeni perspektifler getirir ve yaratıcılığın içine kapanmasını engeller. Gelenek ile yeniliğin bir arada var olmasını mümkün kılar.
Türkiye gibi bölgelerdeki zanaatkarlarla işbirliği yapmayı düşünür müsünüz?
Zanaatkarlık çağdaş lükste giderek daha önemli hale geliyor ve yerel ustalarla işbirliği yapmak, geleneksel teknikleri korurken onları modern bir anlatının parçası haline getirmemizi sağlar bu da benim çok anlamlı bulduğum bir şey.
Bu yazı ELLE Türkiye Nisan sayısından alınmıştır.
TD MEDYA sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.
















