Tarihteki butlanlar
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi’nin CHP’nin 38. Olağan Kurultayı’na dair kararı ülke gündemine bomba gibi düştü. ‘Butlan’ kelimesi, birçok kişi için yeni olsa da aslında geçmişten günümüze uzanan köklü bir tarihe sahip. Ümit Yenişehirli, Ensonhaber takipçileri için yazdı.


Türkiye, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi’nin, CHP’nin 38. Olağan Kurultayı’na yönelik verdiği kararı konuşuyor. Yargının, ana muhalefet partisinin o kurultayının bir dizi usulsüzlükle gerçekleştiğini hükme bağlaması, zaten dava açıldığından beri gündemde olan “butlan” ya da “mutlak butlan” kelimesinin birkaç gündür daha da fazla duyulur olmasına yol açtı.
Peki, günlük dilde pek fazla denk gelinmeyen bu kelime, “butlan”, tam olarak ne, kökeni nerelere dayanıyor ve tarihin başka hangi devirlerinde yer almış? Bakalım…
KÖKÜ KUR’AN’DAKİ BATILA DAYANIYOR: HAK GELDİ, BATIL ZAİL OLDU

Arapça kökenli bir kelime olan butlan, batıl olmaktan geliyor. Batıl, yani “boş, asılsız, geçersiz, hükümsüz, hakikate aykırı”… Batıl, Yüce Kitabımız Kur’an-ı Kerim’in birçok yerinde geçiyor. En bilineni ise İsra Suresi 81’inci Ayet’te: “Hak geldi, batıl zail (yok) oldu.” Bu kelimeden türeyen butlan da “hükümsüzlük, geçersizlik, boşa çıkma hali” anlamlarıyla kullanılır olmuş.
Bu Kur’ani ifade, İslam Fıkhı’yla da hukuk alanına geçmiş; batıl, fıkıh içinde teknik bir hukuk terimine dönüşmüştü. İslam hukukunda bu kavram en fazla; batıl nikah, batıl satış (şarap, domuz ticareti) ve batıl sözleşme (konusu haram olan akitler, mesela havadaki kuşu satmak) alanında kullanılır olmuştu. Böylece, “hukuken sonuç doğurmayan işlem” kavramı, günlük hayatın birçok konusu için işletilmişti. Osmanlı hukuk dili bunu seleften aynen devralmış, Cumhuriyet döneminde de Batılı kanunlara bu ifade monte dilmişti.

BUTLAN TARİH BOYUNCA HEP VAR OLDU
İslamiyet’te; Hak/Tevhid inancının karşısındaki bütün inanç ve düşüncelerin batıl sayılması, butlanla malul olması önce imani bir gereklilik sonra da hukuki bir kavrama dönüşürken; Batı dünyasında da aslında butlanı karşılayan yaklaşımlar vardı. Zira insanlık tarihi boyunca verilen sözler, yapılan sözleşmeler hep olmuş ve bunların içerisinde geçerli kanunların emredici hükümlerine, kamu düzenine, genel ahlaka veya kişilik haklarına tamamen aykırı olarak yapılmışları da görülmüştü. Bu nedenle de butlan aslında insanlık geçmişi kadar eski bir kavramdı.
Antik çağdan başlayıp tarihsel süreci işleyen birçok ansiklopedi ile hukuk tarihine ait kaynaklarda yer alan bilgilere göre, “baştan sakat sözleşmeler ile söz beyanları”nın pek çoğu, son tahlilde “yok hükmünde” yaptırımıyla tanışmak zorunda kalıyordu. Paganik inançları ve sefih toplumsal hayatlarına rağmen, eski Yunan’daki bazı hukuk normları da “sözleşmiş olma”ya önem vermekteydi. Butlana özel bir kavram olmamakla birlikte, kamusal düzeni ihlal eden idari kararlar veya şekil şartları nispeten yerine getirilmiş ama özü sakat tasarruflar için bundan zarar görenler ya da idare, yargıyı devreye sokabilmekteydi. Tabii, sınıfsal bir toplum olan antik Yunan’da kölelerle yabancıların böyle bir hakkı yoktu.
Modern anlamdaki hükümsüzlük teorisinin büyük kısmı ise Roma hukukundan gelmekteydi. Buna göre, “Yok sayılacak ölçüde geçersizlik, verilen sözle ortaya çıkan durumun uyumsuzluğu, işlemin sonradan bozulması, emredici kurala aykırılık, ehliyetsiz kişi tarafından yapılma, şekil şartı eksikliği ve zorlama” gibi durumlarda karar/eylem başlangıçtan itibaren geçersiz sayılmaktaydı.

ANGLİKAN KİLİSESİ BUTLANDAN DOĞMUŞTU
Orta Çağ Avrupa’sı da Roma’dan devraldığı butlan kavramını kullanmıştı. İlave olarak ise Hıristiyanlığın dini şartları da devreye girmişti. Papalık, özellikle evlilik konusunda butlana sıklıkla başvurmaktaydı.
Hatta bu uygulamada ortaya çıkan bir görüş ayrılığı kısa bir süre sonra İngiltere’nin Katolik dünyadan koparak Anglikan Kilisesi’ni kurmasına yol açmıştı. İngiltere Kralı VIII. Henry, kendisine bir erkek çocuk doğuramayan Kraliçe Catherine’yi boşamak istemiş, boşanmayı kabul etmeyen “katolik nikahı” anlayışındaki Vatikan ise buna karşı çıkmıştı. Kral Henry, “Beni boşamanız lazım, çünkü karım benden önce, ölen abimle evliydi, dolayısıyla nikahım butlan.” demekteydi.
Roma’nın direnmesinin sürmesi üzerine de VIII. Henry, İngiltere’yi Papalık’tan ayırıp Angilikan Kilsesi’ni kurup başına geçecekti (1533). Böylece nikahını İngiliz Kilisesi’nde “butlan” ilan ettiren Kral Henry, istediği yeni evliliği yapmış, bu sırada da koskoca bir ülkenin mezhebi değişmişti. Öte yandan, Fransa İmparatoru Napolyon Bonapart da Josephine de Beauharnais’le olan evliliğini 1809 yılında, yine butlan kararı uyarınca sonlandırmıştı. Gerekçe yine aynıydı: “Bana erkek varis vermedi.”
MECELLE’DEKİ BUTLAN HÜKÜMLERİ
Dönemin Batı rüzgarları karşısında İslam hukukundaki birçok hükmü günün şartlarına uyarlayıp daha muhkem hale getirmeye çalışan Osmanlı devlet adamlarından Ahmet Cevdet Paşa merhum, zirve eseri Mecelle’de (1876), butlana dair birçok maddeye yer vermişti. Hukuk kodifikasyonunda, batılla ilgili olarak “hukuki hiçlik” kavramına yaslanan Ahmet Cevdet Paşa, şu hükümleri sıralamıştı:
“Batıl halin akti de batıldır (Batıl durumun sözleşmesi de batıldır). Batıl olan bey’in hükmü oldur ki mülkiyet ifade etmez (Batıl sözleşme ile hareket eden o şeyin sahibi olamaz). Müşteri mebi’i kabzetmiş olsa bile malik olmaz (Batıl sözleşmeyle mal alan hiç mal almamış gibidir). Sakıt olan şey avdet etmez (Baştan sahte, batıl olan şey sahiplik iddiasındakine dönmez, yok hükmündedir).”
Kaynak: Ensonhaber Haber Merkezi
TD MEDYA sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.
















